Haftanın Filmi: Tek Yürek İmalat-ı Harbiye

“Bu filmde anlatılanlar, memleket için tek yürek olan İmalat-ı Harbiyelilerin ve aynı ruhla günümüzde mücadele edenlerin gerçek hikayesidir.”

“Biz Ankara’nın Çirkin Çocuklarıyız..!” Böyle tanımlıyorlar kendilerini… Kimler mi? Başkent Ankara’nın gözbebeği Ankaragücü taraftarları.

Onlarla tek tek konuşunca ne kadar güzel olduklarını ve boylarının iki katı yürek taşıdıklarını görüp çok duygulanmıştım.

Vefa… Başka takım taraftarları için taşınması zor bir erdem, bir yük; lakin onlar doğarken vefa ile siyam ikizi olmuşlar… Onların bir hikayeleri var ki; şan, şeref, onur ve kahramanlıkla dolu…

Neden bu kadar öfkeli ve dik başlı olduklarını merak eden var mı? ya da o “Alt tarafı bir futbol kulübü canım” dediğiniz Ankaragücü’nün hikayesini dinlemek isteyen?

Bu hafta vizyona girenlere bakarken, gözüm hep Oscar’lı filmlerde idi; malum törene çok az kaldı ve muhtemelen bu yazı yayına girdiğinde sonuçlar açıklanmış olacak. “Tek Yürek İmalat-ı Harbiye” afişini görünce, her şeyi bir kenara bıraktım.

Bu inançlı taraftar ve şanlı kulüp hep masal gibi anlatılmalı, unutulmamalı derdim; ancak birinin çıkıp filmini çekeceğini düşünmemiştim.

Sadece Ankara’da yaşayan ve takımın taraftarı olanları ilgilendiren bir film olacağını düşünenler yanılır. Ankaragücü demek, Türkiye’nin gücü demek. Bu ülkeyi kuran iradenin çimentolarından biri olan Ankaragücü. Fabrikalar arası dayanışma sandıkları ve işçi örgütleriyle birlikte gelişen kulüp 1933 yılında bugünkü adını almış. MKE bünyesinde resmi kuruluşu olan 1950 yılından şu ana kadar 52 kez yer aldığı lige, 5 kez küme düşerek veda eden ve mücadeleyi hiç bırakmayan Ankaragücü’nün kökleri, 1910 yılında Zeytinburnu’ndaki İmalat-ı Harbiye atölyesinde silah tamiri ve imalatı yapan işçilere dayanıyor…

İşte film de dünden bugüne tek yürek olanların hikayesi…

EMEKÇİ, FUTBOLCU VE KURTULUŞ NEFERLERİ

Film başlar başlamaz sarı- lacivert bir taraftar topluluğunun yürüyüşü ile bugünden 123 yıl öncesine dönüyor kamera.

1910 yılı Osmanlı İmparatorluğu… O toprakların tarihe “Hasta Adam” olarak geçtiği yılların envanteri var ekranda. Bu yıl itibariyle üç amansız savaş ve emperyalist ülkelerin işgalini görecek olan Osmanlı İmparatorluğu’nun Başkenti İstanbul’da, henüz yeni kurulmuş olan İmalat-ı Harbiye işçileri ile tanışıyoruz.

Fabrikadan önce yine İmparatorluk bünyesinde kurulmuş olan “İstanbul Futbol Ligi” devam etmektedir. Savunma sanayii işçileri ile buraya işçi yetiştiren İmalat-ı Harbiye Mektebi öğrencileri de futbol oynamak için başvuru yaparlar. İşgal güçleri top oynamalarını yasaklar; ancak 1. Dünya Savaşı patlak verdiğinde silah temin depolarının işgal güçleri tarafından basılması ve Kuvayi Milliye hareketine desteğin engellenmesi üzerine Anadolu’ya geçme kararı alırlar. Önce rakip sonra arkadaş ve kurtuluş savaşının ortak neferi olurlar.

Mücadelenin dünü ve bugünü arasında bağlantı kurmak için kamera sürekli günümüzden geriye; geriden bugüne ışınlanıp duruyor ve kafamızda mücadeleyi doğru kavramak adına tüm taşların ustalıkla oturtulmasını sağlıyor yönetmen. Film bu yönü ile bir belgesel havasında ilerlerken yapılan vurgu hep “Tek yürek”.

Ankara’nın bağlarına esin kaynağı olan ve varoş kültürünü temsil eden Altındağ’da “Tek Yürek Taraftar Derneği”ne kamera odak yaparken, geçen yıllar dışında her şeyin aynı kaldığını da anlıyor seyirci. Sarı laciverte ve Ankaragücü’ne gönül veren koca mahallede imece usulü yaşam ve küçük bir taraftarın lösemi tedavisi için Tek Yürek oluşunu izliyoruz. Tabii bir futbol kulübünün o insanların yaşamında hep merkezde olmasının sıkıntıları da var; aile, iş çevresi, mahalle dışında sürdürülmek zorunda olan başka yaşamlar gibi.

Sarı lacivert ve tek yürek dolaşıyor Ankara’yı kamera; Hitit Heykeli, Tandoğan, Kızılay Meydanı, Eryaman Stadyumunu, taraftarı, rakibi, dostu ve düşmanı… Tam 6 milyon insanın yaşadığı bu kente sarı lacivertin damgasını vuranlar o kadar net seçiliyor ki…

Statlarda açılan Bursaspor’la dostluğun sembol ismi olan Abdülkadir Bayrak’tan, deplasman otobüsünde kaza geçirip hayata veda eden iki gencecik taraftar Mert Turgut Çakır ve Eren Açıkgöz’e kadar kimse unutulmamış; vefa terk edilmemiş, inanç da yol olmamış anlayacağınız.

Taraftardan ve mahalleden insanların da filmde figürasyondan, setteki yardımlaşmaya kadar gönül verdiğini anlıyoruz. Hatta filmin galasından önce, çekimler başladığında Kulüp Başkanı Faruk Koca’nın da ilk kare için yönetmen koltuğuna oturduğunu öğreniyorum.

Film biter bitmez yönetmen Serdar Şahinkaya telefonumun ucunda. Tebrik ediyorum, çünkü 10 yıl öncesinden, belki de öğrencilik yıllarından beri tanıdığım bir kardeşimin elinden çıkan film için sarılmak istiyorum ona. Ne söylemek istersen anlat dedim.

“Ankaralı olarak Ankara’nın değerlerini ve hikayelerini araştırmayı, anlatmayı çok önemsiyorum. Elbette Ankara’nın en önemli marka değerlerinden birisi de Ankaragücü. Ancak benim için Ankaragücü çok daha fazlası. İmalat-ı Harbiyeli işçiler 1910 yılında futbol oynamaya merak salıp fabrika bünyesinde dünyanın ilk işçi kulüplerinden birisini kurdular. Yasaklara rağmen tutkularından vazgeçmediler, İstanbul işgal edildiğinde direniş örgütüne dönüşüp, gerçek bir takım ruhu sergileyerek Anadolu’ya cephane taşıdılar ve milli mücadelede Kuvayı Milliye’nin en büyük güçlerinden biri olarak Ankara’da cephane üretmeye devam ettiler. Bu kutlu mücadele benim için çok kıymetli, İmalat-ı Harbiyelilerin değerleri, mücadeleci ruhları, arzuları ve tutkuları beni Ankara’da sinema yapma konusunda da fazlasıyla motive etti.” dedi.

Eyüp Coşkun’un senaryosuyla hayat bulan İmalat-ı Harbiye’de yılların emektar oyuncusu Tugay Tanülkü ile İnanç Konukçu, Ceyhun Fersoy, Sitare Akbaş, Sedef Şahin rol alarak ellerinden geleni yapmışlar.

Her şey Ankaragücü için, her şey vefa için…

Nereli veya hangi takım taraftarı olursanız olun fark etmez; lütfen izleyin bu filmi.

Tüm sinemaseverlere ve İmalat-ı Harbiye ruhuna selamlar, iyi seyirler.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*